Ana Sayfa Hakkımızda Etkinlikler Kadıköy Kültür Sanat Dostları İletişim
BAŞKAN'DAN

Kültür Sanat Dostlarına,
Çanakkale zaferinin 100. yılı münasebetiyle çeşitli etkinlikler ve kutlamalar gerçekleştirilmektedir. Kuşkusuz bu anlamlı zaferin milletçe coşku içinde kutlanılması son derece anlamlı ve toplumu manevi anlamda birleştirici bir olaydır.

Devamı...
   YAZARLAR
   ETKİNLİK TAKVİMİ
 
 
 
 
 
   
YAZARLAR
 


SANATÇI OLMAK

Sanat, hayal gücünün yaratıcılığınınifadesi olduğuna göre, sanatçı hangi dönemde olursa olsun hayal etmek suretiyle yaratmak ve içinde bulunduğu topluma ışık tutmak mecburiyetindedir.

Ancak tarihin her döneminde sanatçı,içinde bulunduğu çağa ve döneme ışık tutmak için fevkalade ciddi zorluklarla karşılaşmıştır.
Bilindiği gibi, sanat insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. Kuşkusuz bu olgu insanlığın evrensel bir değeridir. Kısıtlı veya değişik şekillerde de olsa her kültürde kendini kabul ettirmiştir.

Bu yönü ile; sanatı "insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir araç" olarak kabul edebiliriz. Bugün Türkçede iyi yapılan her iş için "sanat" kelimesinden yararlanıp; "ebru sanatı", "güzel konuşma sanatı" gibi kalıpları tekrarlar dururuz. O halde, yapılan bir iş veya hareketin, güzel, gelişmiş ve etkileyici bir biçimde görünmesi, onu bir sanat olarak tanımlamamıza sebep olmaktadır. Bu, şu demektir; insan yaptığı işi yüceltebildikçe, ona bir değer katabildikçe, sanat olgusuna biraz yaklaşabilmiş sayılır. Yani sanatın ayırıcı özelliklerinden biri, onun günlük, basit ve sıradan şeylerin üstünde olmasıdır.

Halk arasında "GÜZEL SANAT" kavramı içinde, sanatı şöyle tanımlamak mümkündür: "İnsanların, tabiat karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritm gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslûpla ifade etme çabasından doğan ruhsal bir faaliyettir."

Sanat; bana göre bir duygunun, tasarının ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemler ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan yaratıcılıktır.Biz buna güzelliğin dışa vurumu da diyebiliriz. Genellikle sanat için, somut ile soyutun, insanla doğanın, fikir ile duygunun güzellik için buluşmasıdır diyebiliriz.

Sanatçı zekâ ve sevgisi ile çağının önünde giden insan olduğu için zaman zaman anlaşılmaktazorlanabilir. Onu anlamak için çaba harcamalıyız. Sanatçı, yaşadığı toplumdaki gelişim ve güzellikleri yansıttığı gibi toplumdakiyanlışlıkları, çürümüşlükleri de ifade etmelidir. Bütün bu açıklamalardan sonra sanatçıyı şöyle tarif edebiliriz. Sanatı gerçek anlamda özümseyen, sanatı kendi kişiliğinde eriterek güzele dönüştüren ve bundan dolayı kendini aşan kişidir. Bu nedenle sanatçı, herkesin gördüğünden, hissettiğinden düşündüğünden farklı şekilde duyan, hisseden, düşünen, yorumlayan ve görülmeyeni gören kişidir.

İnsanların geçirdiği evrimler, yaşama biçimleri ve sanata bakışları her dönemde sanatı farklı bir şekilde yorumlamalarına sebep olmuştur.Ancak müzik alanında bir gözlemimi ifade etmek suretiyle beş asır öncesi ile günümüz arasında bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Bugünkü sanat anlayışı ve sanatçı profili bakımından XVI yüzyıl. ile XXI yüzyıl arasında ciddi bir benzerlik olduğunu görüyoruz. Sosyal tabakalaşmadaki benzerlik açısından baktığımızda XVI yüzyıldan bu güne kadar halk ve sanatçı profilindeciddi bir değişikliğin olmadığını görüyoruz. XVI yüzyıldan itibaren aristokrat ve asillerin dinlediği müzik ile bugün entelektüel ve üst gelir grubuna ait insanlar ve varoş tabir edilen bölgede yaşayan orta ve alt gelir grubuna mensup insanların dinlediği müzik ve genelde sanatı algılama biçimi yıllar içinde hiç değişmemiştir. Hatta bu benzerlik enstrümanların farklılığında dahi kendini göstermektedir.
Diğer taraftan sanatçıların yaşam şartları ve hayatı algılamalarında da aynı benzerliği görüyoruz.

Her iki yüzyıl arasında, sanatçıların durumlarını genellikle üç ayrı şekilde kategorize edebiliriz.

  1. Belli bir himaye altında sanatını icra edenler;
  2. Kendi emeği ile sanat faaliyetini sürdürmeye çalışanlar
  3. Zengin bir aile çevresinde gelen ve bu ortam içinde yaşayan sanatçıl

XVI Yüzyıldan günümüze dek belli bir himaye altında sanatını icra etmek mecburiyetinde kalan müzisyenlere birkaç örnek vermek gerekirse; GeorgFriedrichHaendel, Franz Liszt, Christian Bach, Friedrich Bach, Johann Ludwing Bach, Friedemann Bach'ı sıralayabiliriz.
Eskiden kral, prens veya kilisenin himayesinde sanatını icra etmeye çalışan sanatçılar bugünde devletin büyük sermaye sahiplerinin ve holdinglerin himayesi altında sanat yapabilme ve geçimini sağlama mücadelesi vermektedir.

Kendi emeği ile sanat faaliyetini sürdürmeye çalışanlara da birkaç örnek vermek isterim;GabrielFaure, Franz Schubert, Robert Schumann, Jean Sibelius, AleksanderSkryabin, Josef Strauss, Dimitri Şostakoviç, GiuseppeVerdi, Antonio Vivaldi, Üzeyir Hacıbeyov, Aram Haçaturyan, GustavMahler, FelixMendelssohn,Amadeus Mozart, İsaacAlbeniz, Balakirev ve arkadaşları (Rus Beşlileri), SamuelBarber, Ludwingvan Beethoven ifade edilebilir
Bütün bunların dışında kalan, zengin bir aile çevresinden gelen ve bu ortam içinde yaşayan sanatçılar fevkalade azdır. İki örnek de bu gruba verelim.TomasoAlbinoni, Alfunso (El Sabio)
Bizimdegerli çağdaş sanatçılarımız tahmin edeceğiniz üzere birinci ve genellikle ikinci gruba girmektedirler.

Bütün bunları sanatın özgür bir ortamda belli kalıplara girmeden icra edilmesinin bir zaruret olduğunu işaret etmek için ifade ettim.
Umarım sanatçılarımız bundan gerekli çıkarımları yapacaklardır.
"İnsan ruhunu direkt etkilemesi itibariyle sanat,her şeyinözü ve öncüdür." Bu nedenle sanat yerel ve ulusal kültürleri de aşarak insanları evrensel ortak bir kültürde buluşturmuştur. Bu nedenle, günümüzde insanların karşı karşıya kaldığı psiko-sosyal sorunlara çözüm olabilecek hususlardan biri de sanattır.
İnsan duyarlılığının karmaşık ürünü olan ve daima insan özgürlüğünün hakkını arayan sanat eserleri, kalıpları sürekli olarak zorlayıp aşar ve hatta  onlarında üstüne çıkmak suretiyle insanlığa yol gösterir.
Sanatçılarımıza mutlu ve sağlıklı günler temenni ediyorum.

Aytaç Yalman