Ana Sayfa Hakkımızda Etkinlikler Kadıköy Kültür Sanat Dostları İletişim
BAŞKAN'DAN

Kültür Sanat Dostlarına,
Çanakkale zaferinin 100. yılı münasebetiyle çeşitli etkinlikler ve kutlamalar gerçekleştirilmektedir. Kuşkusuz bu anlamlı zaferin milletçe coşku içinde kutlanılması son derece anlamlı ve toplumu manevi anlamda birleştirici bir olaydır.

Devamı...
   YAZARLAR
   ETKİNLİK TAKVİMİ
 
 
 
 
 
   
YAZARLAR
 


VATAN SEVGİSİ VE ÇANAKKALE KAHRAMANLARI MÜZİKALİ ÜZERİNE

Çanakkale zaferinin 100. yılı münasebetiyle çeşitli etkinlikler ve kutlamalar gerçekleştirilmektedir. Kuşkusuz bu anlamlı zaferin milletçe coşku içinde kutlanılması son derece anlamlı ve toplumu manevi anlamda birleştirici bir olaydır.

Ancak yaşananlara ve yazılan yazılara, görsel basındaki görüntü ve konuşmalara baktığımızda hep birbirinin tekrarı olduğunu, TV'lerde bazen Çanakkale ile ilgisi olmayan türkü ve savaş görüntülerinin olduğunu üzülerek izlediğimi ifade etmeliyim. Bu nedenle Çanakkale Savaşı da dâhil olmak üzere şanlı tarihimizdeki olayları edebi anlamda tüm gerçekleri ile yazmak ve özellikle sahne eserleri haline getirerek topluma mal etmek, fevkalade önemli bir görevdir. Bu duygular ile yazdığım iki ayrı Çanakkale Savaşı konulu sahne eserine temas etmeden önce vatan sevgisini konu alan genel bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Yıllar önce vatan sevgisi ile sanat ilişkisini anlatan bir kitap yazdım ve telif hakları "Mehmetçik Vakfına" devrettim. Kitabın adı "Vatan Sevgisi ve Sanat" idi. Bu kitaptan kısaca bahsetmek isterim.

Ulusal birlik ve bütünlüğümüze giderek zarar verecek boyutlara ulaştığını değerlendirdiğim aşırı farklı görüş ve fikirlerin ortak bir zeminde buluşturulması fevkalade önemlidir.

Bu nedenle; soruna sanatın estetik yaklaşımı ile çözüm bulunabileceğini düşündüm. "Vatan Sevgisi ve Sanat" isimli kitabı bu amaçla yazmış bulunuyorum.

Bu ulvî kavrama, kişi ve kuruluşların entelektüel birikimleri ve amaçları doğrultusunda farklı anlamlar yüklemeleri doğaldır. Ancak, bizim bu konudaki anlayışımıza göre vatan sevgisi; "Aynı ülkede yaşayan, aynı devlete ve millete mensup, aynı değerleri paylaşan insanların ortak paydasıdır".

Hayatım boyunca kendimi daima bir vatansever olarak ifade etmeye çalıştım. Ancak, bizim vatanseverlik anlayışımız, ülke ve millet bütünlüğü içinde farklılıkları kabul eden ve onları içselleştiren bir anlayıştır.

Bu kavram; fikrî, ahlâkî ve sanatsal yargılarımız ile şekillenir. Kuşkusuz, vatan sevgisi; millî birlik ve bütünlüğümüzün bozulmasına müsaade etmeksizin farklı görüş ve fikirleri içinde barındırabildiği ve bu kavramların vatanın ve ulusun kültürel zenginliği olarak görülebildiği ölçüde güçlenecektir.

Mehmet Akif Ersoy "Çanakkale Şehitlerine" şiiri, Millî Mücadele'nin önsözü sayılan ve Mustafa Kemal Atatürk'ün dâhi bir komutan olarak yıldızının parladığı Çanakkale Savaşlarını destanlaştırarak anlatılmış; bu şiir, vatan ve millet şuurunun toplumda yerleşmesine zemin hazırlamıştır. Henüz Millî Mücadele devam ederken kaleme alınan ve mücadelenin kazanılacağına olan inancı dile getiren "İstiklâl Marşımız" ise bu şuurun Millî Mücadele'yi kazanan ortak ruha dönüşmesinin ifadesidir.

Yıllar süren savaşların ardından esaret ve yok olma tehlikesini, ölümü, hasreti, yokluğu, acıyı ruhunda ve bütün benliğinde bu denli yoğun hissetmiş, vatanını ve özgürlüğünü bunca ağır bedeller ödeyerek yeniden kazanmış bir toplumun, edebiyatının ve müziğinin bu duygulardan uzak kalması mümkün değildir. Millî Mücadele ruhunun anlatılması ve yaşatılması, bu yüce duyguların ürünüdür. Bu duygu, vatanımızın tehlikeye düştüğü, toplumsal ayrışma ve buhranların baş gösterdiği dönemlerde daha derin ve yoğun bir biçimde dile getirilmelidir. Bu görevin değerli edebiyatçılarımıza, müzik adamlarımıza ve aydınlarımıza ait olduğunu düşünüyorum. Çünkü yalnızca bu yol ile vatandaşlarımızın duygu dünyasına ve hissiyatına tercüman olunabilir.

Vatan sevgisi kavramının gelişmesinde ve onun sanat ile ifadesinde dünyada ve ülkemizde belli dönemlerin çok verimli olduğunu görüyoruz.

İnsanlığın yarattığı ortak ürün olan kültür ve sanat eserleri, bize insan varlığının temelde saklı kalan değerlerini ulaştırır. İnsan yaşamının biçimlenmesinin ortamı, kültürdür. İnsanlar belli bir kültür ortamında doğar, o geleneklerle yoğrulur ve onun içinden kendini yaratır. Aslında kültürler birbirinden kopuk değildir, çeşitli yollarla birbiriyle kaynaşmıştır. İnsanlığın başlangıcından bu yana geçen dönemlerin en belirgin izlerini taşıyan en eşsiz gösterge ise müziktir. Müzik, görünmeyenin şekillendirilmesini ifade etmenin en güçlü aracıdır.

Bilindiği gibi; insanların kullandığı ortak dil müziktir. Ortak dil, ortak payda olan vatan sevgisi ile bütünleşince kavrayıcı ve birleştirici sonuçlar elde edilir. Çünkü birlik ve bütünlük içindeki çeşitlilik; kültür ve sanatın gerekliliğini ve önemini daha da belirginleşecektir. Sanat özellikle müzik insanları, özgün ve estetik bir anlayışta birleştirir, bu yönü ile ortak bir fikir dünyası geliştirir. Bu anlayıştan yola çıkarak vatan sevgisinin bir ortak payda olması bu topraklar üzerinde yaşayan insanların yegâne arzusu ve hedefi olmalıdır.

Vatanseverlik duygularının müzik ile gelişmesine ve desteklenmesine önce Batı dünyasından, bilahare kendi tarihi geçmişimizden bazı örnekler vererek, bu kavramın estetik ve duygusal zenginliğini sizlere ifade etmeye çalışacağım.

Yüzlerce yıllık müzik tarihinde vatanına bağlı, onu seven ve gerektiğinde onun için elinden gelen her şeyi yapacak olan hiç kuşkusuz yüzlerce besteci vardır. Ama besteler tüm dünyayı etkilemiştir. Beethoven, Chopin, Verdi, Wagner, Rus Beşleri, Dvorak, Smetana, Prokofiev, Shostakovich (Şostakovic), Albeniz, Manvel De Falla ve Rodrigo ilk anda akla gelen en önemli isimlerdir.

1789 Devrimi, Beethoven'i derinden etkilemiştir. Avrupa'daki politik gelişmeleri yakından izleyen Beethoven, 1800'lerin başından itibaren Fransız Devrimi'nin liberal, anti-feodal ve demokratik ruhunun temsilcisi olmayı benimser.

Beethoven, büyük bir heyecan ve tutkuyla "3. Senfoni"sini Napolyon'a adar. Ancak, Napolyon'un kendisini imparator ilan etmesiyle büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığı içinde eseri, "İsimsiz Bir Savaş Kahramanına" adıyla değiştirir. Bu dönemde yazdığı Fidelio Operası ve Egmont Uvertürü de yurtseverlik ve zorbalığa karşı kazanacağı zafer inancıyla yazdığı eserlerdir. İnsanlığa olan sarsılmaz inancını ve sevgisini ise "9. Senfoni"sinde Schiller'in "Neşeye Övgü"süyle onun nakaratı olan "Bütün İnsanlar Kardeştir"in müziğinde, büyük bir coşkuyla ilan eder. Eserde, mehter müziğinde kullanılan davul, zil ve üçgene yer verilmiştir.

Yaşamı boyunca İtalya'nın bağımsızlığı ve köylülerin esenliği için çalışan Verdi, ulusunun bağımsızlık yolundaki mücadelesine operaları ile katkıda bulunmuştur. 1842 yılında Milano'da ilk temsili yapılan Nabucco Operası, konu olarak "zulme başkaldırışı" işler. Verdi, o dönemde ülkesinin içinde bulunduğu durumla bu konu arasında benzerlikler olduğunu düşünerek, bu opera üzerine çalışmış ve opera İtalya'da büyük bir olay yaratmıştır.

Bizde nasıl Cemal Reşit Rey'in "10. Yıl Marşı", kuşaktan kuşağa bir Cumhuriyet türküsü olarak yaşıyor ve söyleniyorsa, Verdi'nin "Esirler Korosu" da İtalya'da hala ulusal duyguları ayaklandıran bir işlev görüyor.

Verdi'nin gerçekçiliğine karşılık Wagner, Alman ulusunun ırksal üstünlüğü ve kahramanlığı üzerine kurguladığı operaları, bunu destekleyen felsefî görüşleri ve başta "Alman Müziğinde Yahudi Sorunu" başlıklı makalesi olmak üzere yazmış olduğu müzik ve ulus üzerine kitapları ile 19'uncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Alman müziğinin tartışmasız tek hükümdarı olmuştur. Wagner'in açıkça ırkçı izler taşıyan ilk operası "Der Ring", ile safkan ırk olmayı kahramanlığın ön şartı sayar. Görüldüğü gibi müzik, bazen bu denli tutucu ve sonuçları itibariyle insanlığın hayrına olmayan fikir ve eylemleri de desteklemiş; onlar için de esin kaynağı olabilmiştir.

Cumhuriyet öncesinde de vatan sevgisi kavramı müzik ile ifade edilmiştir.

II. Meşrutiyet'in ilanı, toplumsal yaşamda da hızlı değişmelere yol açmıştır.

Müzikolog ve bestekâr Rauf Yekta Bey'in "On Temmuz'u Takdis Edelim" başlığını taşıyan Karcığar makamında ve sofyan usulünde bir marş bestelediğine tanık olunmuştur.

II. Meşrutiyet'in ardından Zati (Arca) Bey'in yazdığı nihavent marşın ismi ise "Meclis-i Mebusan Marşı"dır.

II. Meşrutiyet döneminde, müzik hayatımız açısından ciddi ve olumlu bir yapılaşma hareketi de Dar-ül-elhan adlı kurumdur.

"Nağmeler Evi" anlamındaki adıyla bu müessese yakın musiki tarihimizde önemli yeri olan ilk resmi musiki okulumuzdur.

Mehmet Akif Bey'in yazmış olduğu ve 12 Mart 1921'de Büyük Millet Meclisi'nce kabul edilmiş olan İstiklal Marşı şiirinin bestelenmesi için, Ankara Hükümeti'nin emriyle İstanbul Maarif Müdürlüğü tarafından bir yarışma açılır. (12 Şubat 1923). 500 lira ödüllü olan bu müsabakaya devrin büyük müzik üstatları dâhil, yoğun ilgi gösterilir. Toplam 55 adet besteden, Şark Musikisi Cemiyeti Reisi Ali Rıfat Bey'in Acemaşiran bestesi seçilerek Ankara'ya bildirilir. Hükümetin bastırarak okullara ve bakanlıklara dağıttığı marş, bir müddet sonra Ali Rıfat Bey'in alaturkacı olması gerekçesi ile itirazlara uğramaya başlar. Yeni bir heyetin oluşturulması, hatta Avrupalı bir müzisyenin onayına sunulması gibi görüşler ileri sürülür.

Bu arada diğer bestekârlar da kendi İstiklal Marşı bestelerini bastırarak çevrelerine yaymışlar ve yurdun çeşitli bölgelerinde farklı besteler okunmaya başlamıştır (İzmir'de İsmail Zühtü Bey'in, Edirne'de Ahmet Yekta Bey'in, İstanbul'un Rumeli yakasında Zati Bey'in, Asya yakasında ve bazı batı illerinde Ali Rıfat Bey'in, Ankara'da ise Osman Zeki Bey'in marşları) çalınır. Bugün dinlediğimiz milli marşımızın geçirdiği evreleri izah etmek için bu açıklamayı yapmak lüzumunu hissettim.

Bu açıklamalardan sonra, Cumhuriyet döneminde vatanseverlik duygularının gelişmesine yardımcı olan eserlerden örnekler vermek istiyorum. Cumhuriyet döneminde çok sesli müziğin Türk Beşlileri olarak bilinen ilk bestecimiz Cemal Reşit Bey'dir.

? Cemal Reşit Rey'in vatanseverlik duygularımızı geliştiren eserleri; On iki Anadolu Türküsü, Fatih Senfonisi, Türkiye Senfonik Rapsodisi, Ellinci Yıla Giriş, Cumhuriyet'in Onuncu Yıl Marşı

? Ulvi Cemal Erkin'in bu konudaki eserleri; Zeybek Türküsü, Yedi Halk Türküsü, 2. Senfoninin son bölümünü oluşturan iki Köçekçesi çok ünlüdür.

? Hasan Ferit Alnar; Üç Türküsü, Sarı Zeybek, Türk Süiti

? Ahmet Adnan Saygun; Özsoy Operası, Kızılırmak Türküsü, Dört Türkü, Anadolu'dan Yedi Karadeniz Türküsü ve Horon, Atatürk ve Anadolu'ya Destan

? Necil Kazım Akses; Bay Önder Operası, Ankara Kalesi (İstiklal Savaşını anlatır), Atatürk diyor ki Retorik Senfonisi, Cumhuriyet'in 50. Yıl Marşı

? Kemal İlerici; Köyümden, Yurt Renkleri, Efe Kapısı

? Ekrem Zeki Ün; Yurdum Senfonik Şiiri, Ülkem

? Bülent Tarcan; Sakarya Senfonik Şiiri, Üç Türk Parası, On Türkü

? Bülent Arel; Dört Anadolu Oyun Havası, Eski Bir Maske

? Sabahattin Kalender; Kurtuluş Savaşı Oratoryosu, Türk Rapsodisi

? İlhan Usmanbaş; Nutuk Senfonisi

? Ertuğrul Özgüzfırat; Anadolu'da Çırakman Ateşleri, Türkiye Senfonisi, Anadolu Mayası, Anadolu Güneşleri, Atatürk Savaşta ve Barışta, Atatürk Senfonisi

? Nevit Kodallı; Atatürk Oratoryosu, Cumhuriyet Kantatı, Beş Halk Türküsü

? İlhan Mimaroğlu; Geleneksel Çalgılar

? Ferit Tüzün; Atatürk şiirinin fon müziği, Anadolu Suiti, Türk Kapriçyosu ? Muammer Sun; Yurt Renkleri, Beş Halk Türküsü, Bando Müziği

? Canan Akın; Anadolu Sesi, Bir Halk Türküsü Üzerine Çeşitlemeler

? Cengiz Tanç; Yüzdöngü, Halk Türküleri Suiti ? Yalçın Tura; Bir Halk Temi Üzerine Varyasyonlar

? İlhan Baran; Töresel Çeşitlemeler, Dört Zeybek, Mavi Anadolu

? Çetin Işıközü; Türk Ordu Senfonisi, Çanakkale ile ilgili sahne eserleri.

Yukarıda sıralamaya çalıştığım örneklerden de görüleceği üzere, son yıllarda vatanseverlik konusunda doyurucu anlamda eser üretilmediğini görüyoruz. Çünkü yukarıda örneklerini sunduğum eserleri kaç kişi hatırlar ve tam bilir, kaç defa sahnelenmiştir?

İşte bu acı gerçeklerden hareketle emekli olduktan sonra yazdığım tüm sahne eserlerimde; Vatan Sevgisi ve Kahramanlık temalarını işledim.

Oldukça geniş bir kapsam içinde açıklamaya çalıştığım söz konusu eksikliğimizin giderilmesi için Çanakkale zaferinin 100. Yılı önümüze ciddi bir fırsat çıkardı.

Çanakkale zaferini konu alan senfonik eserler ve baleler bestelenmiş ve çeşitli zamanlarda sahnelenmiştir.

Bu eserleri yazan ve besteleyenlere saygı ve sevgilerimi ifade ediyorum. Ancak söz konusu eserlerin librettolarını incelediğimde hepsinin Mehmet Akif Ersoy'un "İstiklal Marşımız" ve Çanakkale Şehitlerine" isimli şiirlerinin bazı bölümlerinin üzerine bestelendiğini gördüm.

Bu nedenle Büyük Zaferin 100. yılının anlam ve önemine uygun olacağını düşündüğüm Çanakkale Kahramanları Müzikalini Sayın Elif İdiz ile birlikte yazdık.

Bu eseri yazarken daha önce tarafımdan yazılan Sakarya'da Diriliş, İnancın Zaferi (Napolyon'un Mısır Seferi), Kahraman Türk Kadınları, Şehitler Oratoryosundan vb. gibi eserlerimi düşündüm. O zaman anladım ki bizler kendi savaşlarımızın acılarını ve gururlarının gerçek anlamda yazamamışız. Çanakkale Kahramanları müzikalini bu duygular içinde yazdık.

Beste aşamasında olan eserin bu yıl içinde sahnelenmesi en halisane temennimdir. Çünkü bu eser çok büyük bir bölümü ile gerçek kişi, gerçek zaman ve gerçek olaylara dayandırılmış ve onların hikâyeleri anlatılmıştır. Konu ile ilgili bilgiler Genelkurmay Başkanlığından temin edilmiştir. İngiliz, Fransız ve Anzak harp esirlerinin ifadeleri, anıları ve mektupları, Türk askerlerinin mektup ve anılarından istifade edilmiştir. Ayrıca Anafartalar Grup Komutanı Alb. Mustafa Kemal'in not defterinden, yazdığı mektuplardan, verdiği emirlerden ve gönderdiği raporlardan istifade edilmiştir. Ayrıca muharebelerde askerlerin yaşadığı zorluklar mümkün olduğu ölçüde simüle edilmiştir.

Görüleceği gibi ifade ettiğimiz bu müzikali gerçek boyutları ile ve müzik yolu ile anlatmanın uygun olacağını düşündük. Kuşkusuz bazı fanteziler ile senaryoya bazı duygusallıklar ilave edilmiştir.

Eserin bir diğer özelliği ise ulusal kaygıların ötesinde harbe katılan tüm ülkelerin gururla izleyebileceği bir kapsam içinde yazılmış olmasıdır. Bu nedenle eserin kendi dillerinde yurtdışında oynanması mümkün görülmektedir.

Eseri Zarzuela (İspanyol Müzikli Oyunu) tarzında, arya, şarkı, dans ve konuşma ile birleştirerek yazmaya çalıştık. Amacımız görsel güzellik v e müzikal çeşitlilik kadar bu müstesna tarihi olayın bütün veçheleri ile anlaşılmasıdır. Çünkü biliyoruz ki bir opera veya müzikalde müzik ön plana çıkar, olayın nasıl olduğunu anlamakta zorluk çekeriz. Oysaki 100 yıl önce Gelibolu'da cereyan eden olayların bütün yönleri ile herkes tarafından bilinmesinde fayda gördüğümüzü teyiden belirtmeliyim.

Çanakkale Savaşı'nı gözler önüne seren söz konusu müzikal, bugüne kadar herkesin bildiği efsaneleşmiş anlatımların ötesinde, özenle seçilmiş tarihsel gerçekleri, kurgusal bir aşk hikâyesi ile harmanlanmış bir biçimde aktarmaya yönelik hazırlanmıştır. Savaşın 100. yılında, anlatmak istediğimiz, yalnız Türk askeri değil, bu uğurda genç yaşlarında hayatlarını kaybetmiş tüm insanlardır. Vatanını savunan kahraman Türk askerini hatırlarken, bir yandan da bir bölümü ile ne uğruna savaştıklarını bilmedikleri diğer memleketlerin askerleri, onların anı ve mektuplarına da yer verilmiştir. Uluslararası boyutlara ulaşacağına umduğumuz bu eser, mümkün olduğunca tarafsız yazılmış olan hikâye, müzikal anlamda da aynı kaygı gözetilerek hazırlanmaktadır. Tam anlamıyla doğu-batı sentezi diyebileceğimiz müzikal üslup, bu unutulmaz kahramanlık ve insanlık dersini, bu trajediyi kuvvetlendirmektedir.

Çanakkale Müzikali'ni diğer Çanakkale yapıtlarından ayıran en önemli özellik, hem savaş olgusu ile "insana", taraf tanımaksızın belli bir mesafeden bakması hem de bunu, farklı bir perspektiften yansıtma çabasıdır. Müzikal formu da, tamamen bu istek gözetilerek tercih edilmiştir. Diyaloglar, anlatılan hikâye ve müzikler ile harmanlanması, hikâyeyi bir anlamıyla izleyicinin kalbine ve zihnine mühürleyecektir.

Çanakkale Savaşı, her ne kadar bir aşk hikâyesi etrafında anlatılsa da, burada esas odak noktası elbette savaştır. Seyirciyle özdeşleşme kurabilmek adına bireyden yola çıkarak topluma ulaşma amacıyla savaşı, bu son derece trajik kurgusal aşk hikâyesi çevresinde örmeyi doğru bulduk. Form itibariyle de modernize etmeyi arzu ettiğimiz sahne eseri, zaman zaman gerçek savaş sahneleri ya da askerlerin kendi el yazılarının görüneceği mektupların yer alacağı barkovizyon görüntüleri ile desteklenecek, bale ile modern dans karışımları, doğu-batı enstrümanlarının harmanlanması, beklenenin aksine silah ve top sesleri olmaksızın yer almasını umduğumuz sessiz savaş sahneleri kullanımıyla da, mümkün olduğunca farklı bir yaklaşım sergileyecektir.

Bu kapsamlı ve gerçekçi çalışmanın milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Aytaç Yalman